Tezcan Erdoğan

Tezcan Erdoğan

Sınırsız özgürlük ve sosyal tağşiş

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamaları sonrasında yeniden alevlenen "sosyal medya" kısıtlamaları gerçekleşirse acaba neler olur? Sosyal medya denilen alanda sınırsız bir özgürlük mü daha iyidir yoksa sınırlı bir özgürlük mü?
Sınırsız özgürlük ve sosyal tağşiş
Özgürlük çok güzel bir duygudur. Her insanın özgür olması yaratıcı tarafından kendisine verilmiş bir haktır. Hatta yaratıcı, insanların kula kulluk etmesini ve herhangi bir maddeyi kendisine Tanrı edinerek ona boyun eğmesini bile yasaklamıştır. Çünkü Tanrı insanların tamamen özgür olmalarını dilemiştir. Özgürlüğünün her ne sebeple olursa olsun kısıtlanması insanın onur ve haysiyetinden çalmaktır. Fakat bu özgürlük de tamamen sınırsız değildir? Kulağa her ne kadar hoş gelse de "sınırsız özgürlük" kavramı aslında insanların özgürlüklerinin çalınmaya başlandığı eşiktir. Bu eşik aşıldığında yani bir kimse kendisini "sınırsız özgür" olarak görüp bu şekilde davranmaya başladığında diğer insanların özgürlüklerini daraltmaya ve onların haklarını çalmaya başlamış demektir. Böyle bir toplumda insanların çoğunluğu aslında sınırsız özgürlüğü yaşamak yerine güçlü olanın güçsüzlere tahakkümü sonucu daha fazla esir hayatı yaşadıkları bir toplum olarak karşımıza çıkar.

Sosyolojide kimi aydınların "doğa durumu" diye de adlandırdıkları, güçlü olanın güçsüzü yok ettiği, herkesin can güvenliğinden endişe ettiği ve zayıfların varlıklarını sürdürebilmelerinin imkanı olmayan bu durum, güçlülerin olabildiğince özgür davrandığı ancak zayıfların asla özgürlüğün tadına varamadıkları bir "ilkel" durumdur.

Medeniyet, sınırların konulması ile başlar. Sınırların olmadığı yerde medeniyetten de söz edilemez. Hayvanlar asla medeniyet kuramazlar. Medeniyet insanlara özgü bir yapıdır. Medeni bir toplumda her insan başkalarının özgürlük alanına girmediği müddetçe özgürdür. Medeni toplumlar ideal bir anayasa ile ve eşit hak ve özgürlüklere sahip olarak bir arada yaşarlar. Her birey kendi haklarını kullanmakta sınırsız olarak özgürdür fakat başkalarının haklarına müdahale ile özgürlüklerini kısıtlamasına kimse özgürlük olarak bakamaz. Bu durum hukuk kuralları ile suç olarak nitelendirilebilir. Örneğin birisi çıkıp özgürlük adı altında sahte para basıp piyasaya sürse kimse bu davranışa "özgürlük" diye bakmaz. Ya da bir başkası çıkıp özgürlük adı altında bir insanı öldürse ya da yaralasa veya gasp etse yine kimse bunları "özgürlük" olarak görerek sessiz kalamaz. Onun için özgürlük dediğimizde asla "sınırsız özgürlük" değildir kastedilen.

Her insan, ödediği ücret karşılığı ne yediğini bilmek ister. Örneğin kasaba gidip bir kilo kıyma almak istediğinizde kasabın size dana kıyma yerine içerisinde at ve eşek eti karıştırılmış bir kıyma vermesinden hoşnut olmazsınız. Özellikle yılbaşı günleri öncesinde sıklıkla haber bültenlerinde karşımıza çıkan "sahte rakı" haberleri gibi mesela. Her yıl onlarca insan hayatını kaybediyor bu sahtekarlıktan dolayı. Onun için zaman zaman Sağlık Bakanlığı denetim sonuçlarını açıkladığında keyifleniriz hepimiz, biraz da kaygılı olarak inceleriz "sahtekar" firmaların listesini. Yiyip içtiğimiz ya da alışveriş yaptığımız bir marka veya firma bulursak listede canımız sıkılır ve basarız küfrü değil mi? Asla bu sahtekarların yaptıkları işleri onların özgürlüğü olarak görerek yanlarına kâr kalsın istemeyiz.

Nasıl ki bu konularda insanların durmaları gereken bir sınırları ve uymaları gereken kuralları olmasını istiyorsak aynı şekilde yalan haberlere, iftiralara, hakaretlere ve haksızlıklara da bir sınır koymak medeni bir toplumun göstergelerindendir. Mesele sağlık olduğunda, beslenme olduğunda ya da satın alınan bir hizmet olduğunda kimse taklit ve tağşiş ürünlerden hoşlanmaz, kimse sattığı ürün ya da hizmet karşılığında sahte para almak istemez. Sonuna kadar da haklıyızdır bu konuda. Ancak mesele sosyal medya olduğunda nedense herkes bu fikir birliğine varamıyor. Oysaki normal alanlarda suç olan ne varsa aynı şeyler sosyal medyada da suç olmalıdır.

Bütün bunlardan sonra şunu belirtmek istiyorum; bende sayın Cumhurbaşkanı'nın dile getirmiş olduğu pek çok konuda kendisiyle hemfikirim. Ancak ben bu sosyal medya uygulamalarının tamamen yasaklanarak erişimine engel konulması konusunda Cumhurbaşkanı'ndan farklı düşünüyorum. Erişim engeli asla sorunları çözmez. Zaten günümüz bilişim teknolojileri ile bu engellerin aşılması da öyle zor bir mesele değil. Onun için pratikte zaten uygulanması zor olan bir meseleyi tutup da ısrarla yapmaya çalışmak, her şeyden önce iktidarı "yasakçı" bir iktidar haline getirecektir ve hem içeride hem de dışarıda ülkemize itibar kaybı yaşatacaktır. Bunun için ben erişim engeli yerine bu sosyal medya kanallarını kullanarak malum suçları işleyenlere daha ağırlaştırılmış cezaların gündeme getirilmesinden yanayım. Adli ya da idari cezaların caydırıcı bir şekilde belirlenmesi en azından bu sosyal medya kanallarını masum bir şekilde kullanan insanların haklarının kısıtlanmaması için de daha doğru olur. Öyle ya; birileri sahte para basıyor diye tüm paraları yasaklamıyorsak, birileri sahte ilaç yapıyor diye tüm ilaçları yasaklamıyorsak ve yine birileri gıdalar üzerinde tağşiş yapıyor diye tüm gıdaları yasaklamıyorsak buna göre sosyal medya kanallarında da birileri iftira atıyor, hakaret ediyor ya da yalan haber yayıyor diye sosyal medya kanallarını engellemek doğru bir uygulama olmaz. Olması gereken bence bu suçları işleyenlere karşı çeşitli yaptırımlar getirilmesi, bunlarla mücadele edilmesi ve konunun uygulanabilir kurallara bağlanmasıdır.

Nitekim bugün bu kurallar getirilmez ise yarın hangimiz bir iftiraya kurban gideriz, linç ediliriz ya da yalan haberlerle itibarımızı kaybederiz bilemeyiz.

Aynı zamanda bu sosyal kanallar toplumumuza ciddi bir ahlaksızlık ve anlamsızlık pompalamaktadır. Tabi ki herkes kendi ahlakını şeçmekte özgürdür, kimseyi zorla takdir edilmiş bir "ahlak" kalıbına sokma taraftarı değilim. Bununla birlikte her toplumun da kendine göre bir ahlâk yapısı olduğu da yadsınamaz. Dışarıdan müdahaleler ile bir toplumun ahlâkının dejenere edilmek istenmesi, gençleri ve çocukları bir aidiyet boşluğuna sürükleyebilir. Devletin anayasal görevlerinden biri de gençleri ve çocukları bu dejenerasyondan korumaktır.

Sosyal medya üzerinden yürütülen fuhuş, kumar, alkol ve çeşitli zararlı madde bağımlılığını özendirici yayınlar, henüz doğruyu yanlıştan ayırt etme yetisine sahip olmayan çocuklarımızı ve gençlerimizi büyük bir tehlike altına sokmaktadır. Dolayısıyla bu konuda çeşitli kurallar konulmasını istemek her ne kadar özgürlüklerin kısıtlanması gibi görünse de henüz özgür iradesini kullanmayı bilmeyen çocuklar ve gençler için bir koruma kalkanı vazifesi görebilir. Bu konuda özellikle TikTok olmak üzere, Instagram, Facebook, Bigo Live ve Tinder gibi uygulamalar gençleri olumsuz davranışlara teşvik etme potansiyeline sahiptir.

Hiç kimse kimsenin gazına gelmeden aklıselim ile düşünerek hareket etmelidir. Sosyal medya kanallarının kullanıldığı toplumları uğrattığı felaketler pek çok ülke tarafından fark edilerek çeşitli kurallar dahilinde ülkelerinde faaliyet göstermelerine müsaade edilmiştir. Meselenin daha terör ve kişisel bilgilerin korunması gibi ayaklarına hiç değinmedim bile. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı'nın temsil ettiği ve sorumluluğunu üstlendiği "Cumhur" adına gündeme getirdiği konular sağlıklı bir şekilde değerlendirilerek çeşitli kurallara bağlanmalıdır.

Birilerinin "sınırsız özgürlüğü" hiç birimizin hayatını kabusa çevirmemeli ve özgürlüklerimizin bu küresel şirketlerin kapitalist heveslerine kurban edilmesine sebep olmamalıdır.

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın